İlçe, Ege Bölgesi’nin batısında, İzmir - Aydın karayolunun 73.km. ‘sinde 295 km. lik alana kurulmuştur. Denize ve pırıl pırıl kumsala sahip Pamucak plajına uzaklığı 9 km.dir.


    Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir.Turizmin yanı sıra pamuk, zeytin, üzüm ve narenciye gelir kaynaklarıdır.İlçenin konaklama kapasitesi yaklaşık 10.000 yataktır.


    Hava yolu ile ulaşım İzmir Adnan Menderes Havalimanı ve Selçuk - Efes Havaalanı ile; deniz yolu ile ulaşım Kuşadası ve İzmir limanları ile sağlanmaktadır. Önemli trafik hatlarının kesiştiği noktada bulunduğu için kara ulaşımı rahattır. Yakın il ve ilçelere demiryolu hattı ile de bağlıdır. Selçuk’un en önemli özelliklerinden biri de M.Ö.6000 yıllarına dayanan bu toprakların üç dinin yayılmasını ve genişlemesini sağlamış olmasıdır. Eski çağlarda putperestlik dünyasında burası Paganizm merkezi olmuştur. En güzel örneği dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı’dır. St.John ve havarilerinin bu topraklardan tüm dünyaya yaydığı Hıristiyanlık dönemine ait en iyi örnekler Meryem Ana Evi, Meryem Kilisesi, St.John Kilisesi ve mezarıdır. İslamiyet devrine tanıklık eden en iyi örnek ise İsa Bey Camii’dir. Her yılın Ocak ayının üçüncü pazarı Uluslararası Deve Güreşleri Festivali, Eylül ayının ilk haftası da Uluslararası Selçuk - Efes Kültür, Sanat ve Turizm Festivali yapılmaktadır.

     

    Tapınak, İlçe merkezinden 400 m. uzaklıkta, Selçuk-Kuşadası yolu üzerindedir. Dünyanın yedi harikasından biri olan tapınak, M.Ö.334-250 yılları arasında ününü dünyaya duyurmuştur. Yağma, deprem, yangın gibi nedenlerle yedi defa yıkılıp, yapılmıştır. İyon tarzı büyük sütunlarla çevriliyken bugün sunak yerinden başka bir şey kalmamıştır. Tapınak dünyanın mermerden yapılmış ilk ve en büyük yapısıydı. Kalıntıların bir kısmı Londra’daki British Museum’a bir kısmı da Viyana’daki Efes Müzesi’nde sergilenmektedir. Günümüzde kalıntıları görünen tapınak, Helenistik döneme aittir. 105 m.x 55 m. alanda, yüksekliği 17.65 m. olan tapınak, 127 sütunluydu. Sunak yerine 13 basamakla çıkılmaktaydı. Tapınaktaki heykeller, yarışmalarda seçilerek konulmuştu. Artemis Tapınağının özelliklerinden birisi bir banka gibi görev yapmasıydı. Tapınağa armağan edilen değerli eşyaları kabul etme, Tapınak bütçesinden kredi açmak gibi görevleri baş rahip üslenmişti. Artemis Tapınağının bir takım ayrıcalıkları vardı. Bunlardan en önemlisi; Tapınağa sığınıldığında burada kaldığı sürece dokunulmazlık hakkının tanınmasıydı.

    1348’den 1390’a kadar Aydınoğlu beyliğinin başkenti olan Ayasuluğ bölgesindeki camii, İsa Bey’in emri üzerine Mimar Ali Bin Dımışkî tarafından yapılmıştır. Mimar, 13 Mart 1375 Salı günü caminin kitabesini yazmıştır. Caminin en önemli özelliği, harimin enlemesine geliştirilerek art arda iki kubbe ile örtülmüş olmasıdır. Bu özelliğin uygulandığı, Anadolu’daki ilk camidir. St. Jean Kilisesinin bulunduğu tepenin güneybatısında yer alan camii, avlulu-revaklı plan özelliğiyle Şam Emeviye Camiine benzer. Artemis Tapınağı’nın kuzeyinde, Ayasuluğ Kalesi’nin güneyinde ve St. Jean’ın batısında konumlanan Selçuk İsabey Camii’nin batı cephesi ise tüm ihtişamıyla denize bakmaktaydı. Batı kapısı ise bir taç kapı özelliği taşıyan en görkemli giriştir. Batı cephede yer alan pencereler ise süsleme bakımından en zengin olanlardır.

     

    Buradaki dört pencerenin de her birinin çerçeveleri farklı süslemeler ihtiva etmekte ve kendi içinde bir güzelliğe sahip olmakla birlikte cephe bütününde de bir ahenk yaratmaktadır. Her pencerenin farklı kemerlerle, farklı renkteki taşlarla ve mukarnaslarla süslü olması önemli bir özelliktir. İsabey Camii hem mimari açıdan hem de süslemeleri bakımından dikkat çekici bir örnektir.

    1365 yılında Aydınoğlu İsa Bey, imareti için vakıf olarak yaptırmıştır. Sülüs yazılı kitabeden, yapının mimarının Hoca Ali olduğu anlaşılmaktadır. Kare bir alan üzerine inşa edilen hamamın, beş kubbesi ayakta diğer üç kubbesi ise yıkılmış durumdadır.

    Bölgenin en önemli Hıristiyan anıtı, İncil yazarı Yahya onuruna yapılmış olan bu bazilikal yapıdır. Buluntuları ile M.S.2. yüzyıla tarihlenen Yahya’nın mezarının üzerine muhtemelen önce bir küçük martyrium, sonra bir kilise kurulmuştur; 535-536’da ise buradaki kilisenin yerine Justinianos tarafından çok daha anıtsal bir başka yapı inşa edilmiştir. Justinianos’un yaptırdığı bu yapı, mezarın yer aldığı kare alanın dört yönünde uzanan, batıdaki biraz daha uzun dört bazilikanın oluşturduğu haç şeklindedir. Ayasuluğ Tepesinde, Efes’in en büyük kilisesi olarak planlanmış bu yapının plan şeması da, Bizans çağında hac merkezi amaçlı olduğunu göstermektedir.

    Ayasuluğ Kalesi, günümüzde Selçuk ilçesinde, tarihteki ismiyle “Ayasuluğ” da yer alan, bölgeye hâkim yüksekçe bir tepe üzerinde bulunmaktadır. İlçeye girerken güzel bir manzarayla kendini gösteren kalenin bugün görünen surları Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine aittir. Ayasuluğ Kalesi; Kale Camii, Kale Hamamı, Kale Köşkü, Kuzey ve Batı Sarnıçları, Kale Yamaç Evleri gibi kalıntıları barındırmaktadır. Kale, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Devleti dönemlerinde kullanılmıştır.

    Bizans Dönemi’nde, Selçuk ilçesinin doğusundaki yamaçlarda bulunan kaynak sularını, denizden 50 metre yükseklikteki St. Jean Bazilikası ve çevresindeki yerleşim yerine ulaştırmak için inşa edilmiştir. Yapı malzemesi olarak Efes ve Artemision’dan getirilen mermer bloklarının ikinci kez kullanıldığı su kemerlerine ait ayaklar, 15 metre yüksekliğe sahiptir.

    İlk olarak 1929 yılında depo olarak kurulmuştur. Müzede sırasıyla Miken, Arkaik, Hellenistik, Roma, Bizans ve Türk çağlarına ait eserler sergilenmektedir. Bunlar Efes ve çevre kazılarında elde edilmiştir. Müze koleksiyonlarında yaklaşık 60.000 eser bulunmaktadır. Efes Antik Kentinin kutsal tanrıçası olan Efes Artemisi’nin heykelleri müzenin görülmesi gereken en önemli eserlerindendir.

    Yapı, Saadet Hatun Hamamı, Azize Hatun Hamamı gibi isimlerle bilinmektedir. Sülüs kitabesinden edinilen bilgiye göre, İsa Bey’in eşi Azize Hatun tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Fakat kitabenin alt kısmı olmadığından dolayı yapım tarihi belirlenememiştir. Yapı, 1967-1972 yılları arasında restore edilmiştir. Günümüzde Selçuk Efes müzesinin avlusunda bulunmaktadır. Geniş bir soğukluktan sonra, merkeze açılan üç eyvanlı köşe halvetli bir planlamaya sahiptir.

    Efes Antik Kenti kuzeyinde yer alan, Panayır Dağı eteklerindeki doğal mağara içine inşa edilmiş olan mezarlık alanı; Yedi Uyuyanlar Mağarası olarak tanımlanmaktadır. Hristiyan dinsel literatürüne konu oluşturan Eshabı-ı Keyf ya da Yedi Uyurlar Efsanesi; İmparator Decius Dönemi’nde ( M.S. 250-253 ) paganizmin zorlamalarından kaçıp bir mağaraya saklanmış ve burada 200 yıl ölüm uykusundan sonra İmparator II. Theodoisus Dönemi’nde    ( M.S.408- 450 ) uyanan altı dindar genç ve köpeklerinin efsanesine dayanır. Yemliha, Meklesine, Mernoş, Tebernoş, Şazenoş, Kefesitetoş adlı gençlerin yanındaki köpeğin adı Kıtmir’dir.

    Su kemerinin iki tarafında bulunan üstte Latince, altta Yunanca iki satır halindeki yapı yazıtında, C.Sextilius Pollio, karısı Ofillia bassa ve üvey oğlu C. Offilius Proculus’un bu yapıyı, Augustus, Tiberius, ve Efes Halkı’nın onuruna, kendi kaynaklarından yaptırdıkları yazılıdır. Tiberius isminin zikredilmesinden bu yapının İ.S. 4-14 yıllarında inşa edildiği anlaşılmaktadır. İki katlı olan Sukemeri, antik ismi Marnas olan Dervendere ırmağı ve vadisini, alt katta üç büyük kemer ve üst katta daha küçük altı kemer ile aşmaktadır. Alt kattaki doğu kemerin altında bugün de ırmağın yatağı bulunmaktadır.

    Meryem Ana Evi Selçuk’a 9 kilometre mesafede Aladağ’ın batı yamacında yer almaktadır.  Yatalak olduğu için hayatı boyunca yaşadığı kentten dışarı çıkmamış Alman Rahibe Anna Caterina Emmerick, rüyasında Meryem Ana’nın evini gördüğünü; Anadolu’da, Efes yakınlarında olduğunu söyledi. Efes’i, çevreyi ve evi tarif etti. Bu iddia üzerine çeşitli dönemlerde araştırmalar yapıldıysa da hiçbir sonuç alınamadı. En sonunda 1891 yılında yola çıkan bir rahip grubu, Bülbül Dağı ve çevresinde yaptıklarI araştırmaları sonucu Meryem Ana Evi’ni buldu.   

     

    1950’li yıllarda restorasyon çalışması yapılan Meryem Ana Evi’nin Vatikan tarafından da kutsal olduğu ilan edilmiştir. 1967 yılında Papa VI. Paul ve 1979 yılında Papa II. Jean Paul ve de yakın zamanda Papa XVI. Benedict tarafından hac ziyaretleri gerçekleştirilmiştir. Her yıl Ağustos ayının 15’inde yani Hz. Meryem’in ölüm gününde, Vatikan tarafından organize edilen büyük ayine ev sahipliği yapar.

    Çamlık Buharlı Lokomotifler Açık Hava Müzesi demir yolu ve kara yolu ile Selçuk’a 6 km uzaklıkta olup 160 dönüm arazi üzerine kurulmuştur. Büyük önder Atatürk Ege manevraları sırasında Beyaz Özel Treni ile karargahınI bu istasyona kurmuş, manevralar süresince Ege sahillerine buradan ulaşmak suretiyle  manevraları takip etmiştir. Burada 25 adet çeşitli tipte TCDD’ de hizmet görmüş ve yaşları 50-80 olan Buharlı Lokomotifler sergilenmektedir.

    1922 yılına kadar Ortodoks Rumların yaşadığı Şirince köyü, Selçuk’un 8 kilometre doğusunda bulunmaktadır. Birkaç Türk Müslüman görevli dışında nüfusun Rumlardan oluşması, kültür ve gelenekte bir birliktelik meydana getirmiştir. Yaklaşık 100 yaşındaki evleri ile güzel bir sivil mimari dokuya sahiptir. Önceleri Kyrkindje, Kirkindsche, Kirkidje, Kırkıca, Kırkınca gibi isimlerle belirtilen yerleşimin en yaygın adı; Kiepert’in haritalarında okuduğumuz Çirkince’dir. Cumhuriyet döneminde Vali Kazım Dirik tarafından ismi günümüzdeki adına çevrilmiştir. Aziz Demetrios Kilisesi ve Aziz Yahya Kilisesi olmak üzere iki kilise bulunmaktadır.

    Kuretler Caddesi’nin Embolos Meydanı yönündeki başlangıcına, kentin efsanevi kurucusu Androklos için M.Ö. 2. yüzyılda inşa edilmiş iki katlı bir şeref anıtıydı.

    Şekil bakımından Halikarnassos Mozolesi’ne benzeyen Helenistik anıt mezar, olasılıkla Kral Lysimakhos tarafından inşa edilmişti. Mezar odası ile birlikte, iki katlı yapının kaidesi de anakayaya oyulmuş olup mermer ile kaplı idi. Üst katı çepeçevre sütunla çevrilmişti. 1931-1935 yıllarında açığa çıkarıldığında, güzel işçiliğe sahip yapı elemanlarının üstünde boya izleri görülüyordu. Büyük olasılıkla Lysimakhos için planlanmış olan mezar anıtı M.Ö.264 yılında Efes’te ölen Seleukos krallarından II. Antiochos Theos için tamamlanmış olabilir. Mezar anıtının üstündeki tepede bir Tümülüs bulunmaktadır. Burası, Artemision için gereken mermer kaynağını bulduğu için Euangelos unvanı ile onurlandırılan çoban Pixadoros’un mezarı ve onur anıtı olarak algılanmaktadır.

    Keçi Kalesi, Selçuk`tan 9 km uzaklıkta, antik kaynaklarda adı Gallesion olarak geçen Alaman Dağı`nda 300 metre yükseklikte konumlanmıştır. Gallesion ( Alaman ) Dağı’nın güneydoğu ucunda yer alan Keçi Kalesi, Bizans çağında inşa edilmiş olup daha sonra Türk devri eklemeleri ile bugün oldukça ihtişamlı bir şekilde durmaktadır. İlk yapım evresi Erken Laskarisler dönemine aittir. Kale, Efes’e kuzeyden gelen yolu oldukça stratejik bir noktadan gören tepe üzerinde inşa edilmiştir.  

    İzmir ili, Selçuk ilçesi sınırları içindeki antik Efes kentinin ilk kuruluşu M.Ö. 6000 yıllarına kadar geriye gitmektedir. Son yıllarda yapılan araştırma ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nde Neolitik, Kalkolitik, Tunç çağları ve Hititlere ait yerleşim izleri saptanmıştır. Hititler dönemi ile çağdaş olan kentin adı Apasa’dır.

     

    Efes kenti, Roma yönetimi altına girdikten sonra, Asia Eyaletinin merkez kenti olarak düzenlenmiştir.   M.Ö. 1. Yüzyıldan itibaren kentte yoğun bir imar faaliyetinin başlamış olduğu anlaşılmaktadır. Ağırlıklı olarak limandan elde ettiği kazançlar sayesinde zenginleşen Efesliler, şehirlerini dönem mimarisine uygun yapılarla donatmıştır. Özellikle Pax Romanum ( Roma Barışı ) döneminde refah  seviyesi hızla yükselen kent, her bakımdan Batı Anadolu’nun en önemli kenti olmaya adaydır. Anadolu’da gezilebilen alan bakımından en büyük antik kent olma özelliği ile yılda yaklaşık olarak;  iki buçuk milyon turisti ağırlayan Efes kenti, antik çağdaki ihtişamını gelenlere kanıtlamaktadır.

    Meryem Ana’ya giden yol üzerinde bulunmaktadır. Efes’ten Magnesia kentine giden yol bu kapıdan başlamaktaydı. Ayrıca Artemis Kutsal Yolu bu kapıdan geçip Panayır dağı kuzeyinden tapınağa ulaşmaktaydı. Araştırmacılar kapının Lysimakhos döneminde yapıldığını, M.Ö. 1. Yüzyıl sonlarında, başka bir kapıdan alınan malzemeyle yenilendiğini gösteriyor.

    Bu yazıta göre Sofist Flavius Damianus ve karısı Vedia Phaedrina tarafından yaptırılmıştır. Efes’teki anıtsal yapılardan biri olan Doğu Gymnasiumu; içinde hamamı palaestrası (spor alanı), ders ve imparator salonlarıyla komple bir yapıdır.

    M.S. 1 yy’da inşa edilmiştir. Roma Devrine ait tuvalet ve çeşitli bölümler ortaya çıkarılmıştır. Hamamla bitişik olan yapılar, binanın aynı zamanda gymnasium olması ihtimalini gündeme getirmiştir.

     Prokonsül Laecanius Bassus tarafından M.Ö.80 yıllarında inşa edilmiştir. Anıtsal bir görünüşe sahip olduğu için ’’Su Sarayı’’ olarak adlandırılmaktadır.

    Roma Dönemi’nde kentin en büyük yönetim merkeziydi. M.Ö. 1. yüzyıldan M.S. 5. yüzyıla kadar kullanılan agora, devlet işlerinin görüldüğü yapılarla çevrilidir. Üç yanı sütunlu galerilerle çevrili olan agoranın güney galerisinde Dor düzeninde bir kapı, ortasında ise Augustus’a ithaf edilmiş bir tapınak yer almaktadır. Agora içerisinde Efes’in ticaret borsası işlevini gören bir Bazilika  bulunmaktaydı. Agoranın ortasında dikdörtgen bir tapınak vardı.

    Devlet Agorası’nın kuzeyinde yer alan yapı M.S. 2. yüzyılda Vedius Antonius ve eşi Flavia Papiana tarafından Bouleuterion olarak yaptırılmış, M.S. 140’tan 5. yüzyıla kadar kullanılmıştı. Üzerinin kapalı olduğu düşünülen yapı yaklaşık 450 meclis üyesi için tasarlanmıştı.

    Devlet Agorası kuzeyinde yer alan Prytaneion, kent meclisinin toplantı binası ya da belediye sarayı işlevini görmekteydi. Sütunlu galerilerle çevrili büyük geniş avlu ve çevresindeki odalardan oluşan yapının, Ocak Tanrıçası Hestia’ya adanmış salonunda kentin kutsal ateşi yanıyordu. Ateşin sönmemesi için rahibeler görev yapıyordu. Efes Müzesi’ndeki Artemis heykelleri burada yapılan kazılarda bulunmuştu.

    Domitian Meydanı’nın kuzey kenarında, kaidesi kireçtaşından inşa edilen bu anıt yer alır. Geç Helenistik Dönemde imparator Sulla’nın torunlarından biri olan Gaius Memmius adına yaptırılmıştır. Anıtta bugün görülebilen figürler İmparator Sulla, oğlu Gaius ve torunu Memmius’a aittir. M.S. I. yüzyıla tarihlendirilen anıtın doğu ucunda görülen arşitrav parçası üzerindeki Latince yazıtta “Gaius Memmius, Gaius’un oğlu, Cornellius Sulla’nın torunu, kurtarıcı” ifadesi yer almaktadır.

    Domitianus Meydanı doğusunda, Devlet Agorası’nın batı kenarına bitişik olarak yapılmış çeşme yapısı, yazıtından anlaşıldığına göre M.S. 97 yılında Gaius Sextilius Pollio tarafından anıt haline getirilmiştir. Geniş ve yüksek kemeri restore edilen yapının önünde küçük bir havuz yer almaktaydı. Havuz kenarındaki seki üzerinde de, Devlet Agorası ortasında yer alan Augustus Tapınağı’nın alınlığından getirilen, bugün Efes Müzesi’nde sergilenen Odysseus ile Polypheos’un öyküsünü betimleyen kabartmalar yerleştirilmişti.

    M.S. 13 yılından sonra Gaius Sextilius Pollio için şehir halkı tarafından şükran anıtı olarak yaptırılan mezar, Domitianus Meydanı’nda Pollio Çeşmesi yanında yer alır.  

    Kentin imparator kültü ( Neokor ) tapınaklarından ilki olan Domitianus Tapınağı, bir teras üzerinde yükseliyordu.  İmparatorluk düzenine geçişi sağlayan Augustus ile başlayan süreçte, Roma’da imparatorlar kutsallaştırılmış ve birçok kült yaratılmıştır. İmparator kültüne sahip kentler ayrıcalıklıydı. M.S. 82-391 yılları arasında kullanılmış olan bu tapınaktan günümüze kalanlar yalnız teras duvarları ve kısmen ayağa kaldırılmış teras sütunlarıdır.

    Kuretler Caddesi’nin doğu ucunda yer alan kapının gerisindeki basamaklar, buradan itibaren sadece yayaların geçebildiğini göstermektedir.

    Cadde, şehrin idaresinde önemli rol oynayan ve her yıl değişen altı üyeye sahip Kuretler Birliği’nin geçtiği yol olduğu için bu ismi almıştır.  Caddenin iki tarafında bulunan sütunların gerisinde dükkanlar ve önünde Efes’in ünlü kişilerine ait heykeller yer almaktaydı. Cadde 4.yy.’daki üç büyük depremden sonra yeniden yapılmıştır. Şehrin en büyük kanalizasyon sistemi mermerle kaplı caddenin altındadır.

    Roma İmparatoru Traianus zamanında Ti. Cladius Aristion’un yaptırdığı anıtsal çeşme, Kuretler Caddesi’nde Hadrianus Tapınağı yakınında yer almaktadır. Cephede, yanlardaki nişlerde imparatorun babası Nerva ve annesinin bugün Efes Müzesi’nde sergilenen heykelleri, ortada ise dünyayı simgelediği düşünülen bir küre üzerine basmakta olan Traianus heykeli  yer almaktaydı.

    Hadrianus Tapınağı arkasında, Val. Varius tarafından yaptırılan, 4. Yüzyılda Efesli zengin bir kadın olan Scholasticia tarafından onartılan yapı kompleksi M.S. 2-6. yüzyıllar arasında kullanılmıştır.

    Kentin genel tuvaleti olan bu yapının ortasında kare planlı bir havuz, yanlarında bir sıra tuvalet taşı bulunmaktadır. Tuvalet taşlarının hemen önünde su kanalı yer alır. Tabanı mozaiklerle kaplıdır. Bu tuvalet bireysel ve kapalı olmayıp; toplu şekilde kullanılmaktaydı. Peristil planlı olan bu latrinanın oturma sıralarının hemen önündeki su hazneleri temiz su sirkülasyonu sağlamaktaydı. Romalı vatandaşlar hamam gibi latrinaları da gündelik toplantı ve sohbetlerde mekan olarak kullanmışlardır.

    Yazıtından P. Quintilius tarafından İmparator Hadrianus’a, Ephesus Artemisi’ne ve Ephesus kentine adandığı okunan küçük ve süslü tapınak Kuretler Caddesi’nde yer almaktadır. 4. yüzyılda bir yangın ya da depremden zarar gören yapı daha sonra onarılmış, pronaos duvarı üstündeki kabartmalar bu sırada eklenmiştir. Tapınak Korint uslüpta olup, küçük bir pronaos ve naos bölümünden oluşur.  Alınlıktaki temel üzerinde “Hadrian” adı ve şehrin koruyucu  tanrıçası “Tyche” kabartması bulunur.

    Adlarını konumlarından alan Yamaç Evler, Bülbül Dağı’nın Kuretler Caddesi’ne bakan kuzeydoğu yamacına kurulmuştur. Bunlar Efes’in ileri gelen meslek sahipleri, yönetici ve tüccarlar gibi genellikle zengin kişilerin yaşadığı yerlerdi. Evler, teraslar üzerinde, birbirinden dar sokaklarla ayrılan parsellerde yer alıyordu. M.S. 1. yüzyıldan itibaren yapılan bu evler, bir deprem sonucu tahrip olmuş, 7. yüzyıl sonunda ise kullanılmaz hale gelmiştir.

    İlk inşa devresi İmparator Traian zamanına rastlar. İki katlı bir yapıdır. Arkada tuvaletler ve Skolastikia Hamamı ile ortak bir yapı oluşturur. Evin duvarları freskli, tabanları mozaiktir.

    Embolos Meydanı’nda, Kuretler Caddesi başlangıcında bulunan kapı, Hadrianus Tapınağı ve Celcus Kitaplığı ile aynı dönemde yapılmıştır.

    Efes’in en görkemli yapılarından olan kütüphanenin işlevi bir yazıtla kanıtlanmıştır. Yapı Gaius Julius Aqulia tarafından, M.S. 106-107 yıllarında Asia Proconsülü olan babası Gaius Julius Celcus Polemaenus onuruna M.S. 115-117 yıllarında yaptırılmıştır. 60,90 x 16,72 m. ölçülerindeki kütüphane dışta iki katlı, içte ise 15 metrekarelik tek bir salondan oluşmaktadır. Roma mimarisinin özelliklerini yansıtan yapının ön cephe dekorasyonu, döneminin en güzel örnekleri arasında yer alır. Yapı aslında bir mezar anıtı olup, Celcus’un lahdi yapının arkasındaki odada yer almaktadır.

    Ticari Agora’ya güneyden girişi sağlayan kapı, Celcus Kitaplığı’nın yanındadır. Dört büyük payenin taşıdığı üç kemerle geçit veren, bir zafer takı görünümündeki mermer kapı İmparator Augustus döneminde inşa edilmiştir.

    Helenistik Devir’de yapılan, M.Ö. 3. yüzyıldan M.S. 7. yüzyıla kadar kullanılan bu agorada sütunlu galerilerin arkasında dükkânlar bulunuyordu. Antik limanın hemen gerisine inşa edilen agora, kente gelen ticari malların indirilip-yüklendiği, alışverişin döndüğü bir alandı. 110x110 metre ölçüsündeki agoranın dört yanı sütunlu galerilerle çevrilidir.

    Ticaret Agorası’nın güneybatı köşesindeki merdivenli yol, Celsus Kitaplığının arkasındaki Serapis Tapınağı’nın kalıntılarına ulaşır. Serapis ya da Kutsal Boğa Apis aslında bir Mısır tanrısıdır. Roma İmparatorluk döneminde doğu eyaletlerdeki büyük kentlerin hemen hepsinde Serapis, genellikle Isis ve diğer Mısır tanrıları ile bir arada, tapınım görmüştür. Amaç, gerek Mısırlıların gerekse Yunanlıların kabullenebilecekleri bir kült kurmaktı. M.S. III. yüzyılda Mısır inanç biçimleri Efes’te büyük bir kitleyi etkisi altına alır; bunu Yamaç Evler 2’deki buluntular en iyi şekilde kanıtlar.

    Panayır Dağı’nın etrafını çevreleyen ’’Kutsal Yol’’ burada ’’Mermer Cadde’’ adını almıştır. Arabaların kullanıldığı bu caddede, yayalar için yolun kenarında yüksekçe bir platform yapılmıştır. Caddenin altında bir insanın girebileceği büyüklükteki şehrin atık suyunu taşıyan, gelişmiş bir kanalizasyon sistemi bulunmaktadır. Caddenin ortalarına doğru üzerinde kazıma tekniğinde yapılmış bir kadın, sol ayak ve kalp  figürlerinin bulunduğu döşeme taşı görülebilir.

    Panayır Dağı’nın batı yamacına dayanan oturma sıraları ile Ephesus Tiyatrosu, tipik bir Yunan tiyatrosu görünümündedir. 24 bin kişilik kapasitesi ile antik dünyanın en büyük tiyatrolarından biridir. Anadolu’nun ise bilinen en büyük tiyatrosu olma özelliğini taşımaktadır. Tiyatronun en gösterişli bölümünü sahne yapısı oluşturur. Oyunlar haricinde tiyatro,  M.S. III ve IV. yüzyıllarda gladyatör ve hayvan dövüşleri için de arena gibi kullanılmıştır.

    Tiyatro sahne binasının dış yüzünde yer alan çeşme yapısı, Helenistik dönemin sonlarına aittir. Cephesinde İon tarzı iki sütunun yer aldığı çeşmenin suyu, aslan başlı çörtenlerden akmaktaydı. Yazıtından anlaşıldığına göre; çeşmenin suyu Efes’in en eski su kaynaklarından biri olan Marnas Nehri’nden geliyordu.

    İlk olarak Geç Helenistik devirde yapılmıştır. Arkadius (395-408) zamanında onarıldığı için bu isimle anılmaktadır. 500m. uzunluğunda ve 11m. genişliğindedir. Caddenin iki yanında galeriler, dükkanlar bulunmaktaydı. Bu cadde bir tür tören caddesi olarak kullanılmaktaydı. Ünlü Kral Yolu’nun denizle bağlantısını sağladığından bu caddeye ’’Liman Caddesi’’ denilmektedir.

    Tiyatro yakınında yer alan yapı M.S. 2-4. yüzyıllar arasında kullanılmıştır. Kazılarla kısmen ortaya çıkarılan palaestranın kuzey galerisindeki basamaklar buranın oyunlar için oluşturulduğunu, küçük çaplı bir Stadion işlevi gördüğünü düşündürmektedir.

    Asıl adı Domitianus Gymnasiumu olan hamamın, Cl. Tib. Aristion adlı biri tarafından finanse edildiği ve yapımına İmparator Domitianus zamanında başlandığı düşünülmektedir. Palaestra galerilerinin mermer döşemeleri ise İmparator Hadrianus zamanında, Asia Eyaleti Başrahibi Claudius Verulanus tarafından yaptırılmıştır. Yapının iki palaestrasından küçük olanının kuzeyinde imparator kültüne ayrılmış bir salon, güneyinde ise dersler ve toplantılar için ayrılan bölüm yer alıyordu.

    Meryem Kilisesi; Roma döneminde inşa edilmiş olan İmparator Hadrian’a Olympeion Zeus olarak tapınılan yapının güney stoası üzerine inşa edilmiştir. Mevcut Stoa yaklaşık M.S. 400 yılından itibaren dönüştürülerek kilise ve saray haline getirilmiştir. Stoasının batıdaki bölümü içine, Hıristiyanlık kabul edildikten sonra 145 m. uzunluğunda bir kilise kompleksi ve doğu yarısına ise saraya benzer bir kompleks inşa edilmiştir. M.S. 5. yüzyılın ortalarından M.S.11. yüzyıla hatta 14. yüzyıla dek buluntu olanağı sunan kilise, kent ve çevresinin Hıristiyan kültürünün anlaşılması bakımından değerlidir. Üç yapı evresinin görüldüğü Meryem Kilisesi’nin önemi kuşkusuz salt Efes’in ilk ve en büyük kilise yapısı olmasından kaynaklanmamaktadır. M.S. 431 yılında bu yapıda gerçekleştiği belirtilen III. Ökümenik Konsülü din tarihinde yapının ayrıcalıklı bir konuma geçmesini sağlamıştır.

    Vedius Gymnasiumu’nun güneyinde yer alan Helenistik Devir yapısının M.S. 1. yüzyılda yeni baştan yapıldığı saptanmıştır. Olasılıkla 262 yılındaki depremle büyük ölçüde yıkılmış, bundan sonra gladyatör oyunları ve vahşi hayvan dövüşleri tiyatroda yapılmaya başlanmıştı. Yapının taşları, Bizans döneminde sur inşası için söküldüğü için günümüze iyi durumda gelememiştir. Stadium’un kemerli bir kapısı bulunmaktadır.

    Kente Kuşadası yönünden gelirken Vedius Gymnasiumu’nun kısmen ayakta olan duvarları ve tonozları göze çarpar. Yazıtlarından anlaşıldığına göre yapı, M.S. 2. yüzyılda yapılmış olup, Tanrıça Artemis’e, İmparator Antonius Pius’a ve Efes kentine sunulmuştur.

    Aziz Paul M.S.51–54 yılları arasını Efes’te geçirmiştir ve İncil’de Efeslilere, Galatya gibi farklı uluslara Tanrı’nın buyruklarını ileten mektuplarını burada yazmıştır. Hristiyan inancında büyük öneme sahip Paul’un Efes’de ikamet ettiği belirtilen yer Bülbül Dağı’nın kuzey yamacında yer alan mağaradır. Bu mağara, Efes Serapis Tapınağı’nın güneyinde 100 m. yüksekte ana kayaya oyulmuş bir mağaradır. 15x2 m. boyutlarında bir koridor ile buna bağlı odadan oluşur. Girişin yakınındaki Aziz Paulos ve Azize Thekla’nın öykülerini anlatan figürler ilginçtir. Bu bölümde “Rabbim, kulun Timotheos’a yardım et” şeklindeki yazı ve Paulos’a yakarmalar içeren yazılar vardır. Son bölümdeki odanın üç duvarında üçerli sıralanmış dokuz Aziz veya Havari tasviri yer alır. Mağaranın ön kısmında şimdi yıkılmış durumda olan kubbeli bir ön oda bulunmaktaydı.